AKÇAKÖY KÜLTÜR - DAYANIŞMA VE KALKINDIRMA DERNEĞİ / AKÇADER
ANASAYFA
YÖNETİM
HUKUKİYAPIMIZ
HEDEFLERİMİZ
ETKİNLİKLERİMİZ
KÖŞEYAZILARI
WEBBÜLTEN
ÜYELERİMİZ
BİYOGRAFİLER
FOTOGALERİ
AKÇAKÖY
AKÇAKÖYSPOR
SİTEÜYELERİMİZ
İLETİŞİM
LİNKLER
SİTEİÇİARAMA
Z. DEFTERİ
Anket
Dernekle ilgili olarak aşağıdaki seçeneklerden hangisi sizi daha iyi tanımlamaktadır?
 
Akçaköy Derneği, Akçaköy için çok önemli bir organizasyondur
 
Dernek çalışmalarını ve katkınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Dernek üyesi değilseniz; dernek üyeliği hakkındaki görüşünüz
 
AKÇADER ile ilgili görüşünüz.
 
Akçaköy Derneği feshedilmeli midir?
 
Acilanket: AKÇADER sahipsiz kaldı, kapanabilir; siz, Akçaköylü olarak bir katkı sağlar mısınız?
 
Akçaköy'ün, derneğini yaşatacağına inanıyor musunuz?
 
BİZİM GARCIA'LARIMIZ / Kemal Üçüncü: 03.04.2008 PDF Yazdır E-posta

BİZİM GARCİA’LAR VE SERÇELER

 

Yrd.Doç.Dr. Kemal Üçüncü


Özgür yetişmeyen ve sorumluluk bilinci ile yetiştirilemeyen bireyler, ilerleyen yaşlarda sorumluluk ve yetki kullanımı fırsatını yakalasalar da kararlarında ürkek ve sağlıksız seçim sonuçları ortaya çıkmaktadır.
Bu durum, bir ölçüde toplumsal olarak bizim yetişme tarzımızdan da kaynaklanmaktadır.

Hiç kimse gücünün neye yettiğini denemeden bilmez. Yalnızca elinden geleni yapsın yeter.

Sorumluluk; planlanan ve programlanan faaliyetlerin sorgulanmadan yapılmasını gerektirir. Planlar, sadece yazılmak için hazırlanmaz. Yazılan planlar rafta bekletilecekse, eskiyeceklerinden, gelecek kuşaklar için de bir yatırım niteliği taşımaz.

Ne zaman planları yapmak için hazırlarsak, o zaman başarılı olacağız. Ne zaman başarılı olursak, bireyler arası dayanışma olacak.

Sizce bu mümkün mü?

Önce dayanışma, takım ruhu ve anlayışı ile iyi niyetle planlar rafta bekletilmezse muhtemelen gelişim sağlanabilecektir.

Tutuşmak için lider, tutuşturulmak için halk yığını mevcut mu?

Nereden başlanırsa, gelişim başlar?

Üretimin temel unsurlarından biri yöntemdir. Yöntemin içeriğini en çok dolduran unsurlardan biri de sorumluluk bilincidir.
Eğer bir işletme sisteminde işler iyi gitmiyorsa, öncelikle sorumluluk bilincinin yerleşik olup olmadığı da denetlenmelidir.Sorumluluk bilincinin olduğu sistemlerde diğer üretim faktörlerinin bir araya getirilmesi kolay olacaktır.

Bu anlayışı açıklayan iki örnek olay aşağıda sunulmuştur:
 


Garcia’ya Mektup

Amerika Birleşik Devletleri ve İspanya arasındaki savaşın bir aşamasında ABD Başkanı, çok acele olarak Küba’daki isyancıların önderi Garcia’ya bir ‘haber göndermek’ istedi. Garcia, hangisinde olduğu bilinmeyen Küba dağlarından birinde ve nerede oldukları bilinmeyen onlarca sığınaktan birinde saklanıyordu. Kendisine posta ya da telgraf yoluyla ulaşabilmek olanaksızdı. ABD Başkanı’nın ona, ne denli önemli bir haber göndermek istediğini bilen çevresindekiler, Garcia’ya bir haberin, ancak  “elden götürülebilecek” bir mektupla ulaştırılabileceğini bildirmek zorunda kaldılar. Başkanın çaresiz bakışları karşısında cevap, çevresindeki subayların birinden geldi.-        
  - “Benim birliğimde, Rowan adında bir çavuş vardır’ dedi. 
  - “Kimsenin nerede olduğunu bilmediği Garcia’yi o bulabilir ve mektubunuzu kendisine ulaştırabilir”.

Bu yanıta Başkanın aklı pek yatmamıştı ama, ortada yapılabilecek başka bir şey de yoktu. Rowan çağrıldı. Kendisine, Garcia’ya gönderilecek mektup uzatıldı ve...
- "
Bunu, Garcia’ya teslim edeceksin” denildi.

Rowan mektubu aldı, üniformasının yanındaki deri kesenin içine koydu, kesenin ağzını sıkıca büzdükten sonra, göğsünün üzerine kayışla bağladı. Önce Başkana selam verdi, sonra komutanlara, en sonra da kendi komutanına selam verdi, dışarı çıktı.

Rowan, yola çıktıktan tam dört gün sonra, gecenin karanlığından da yararlanarak, üstü açık bir kayıkla Küba sahilinin açıklarına vardı. Küba’nın, balta girmemiş ormanlarına dalıp, gözden kaybolduktan üç hafta sonra, adanın öteki yakasında ortaya çıktı. Ülkesinin düşmanı bir ülkeyi, yürüyerek bir uçtan öteki uca geçti ve Garcia’ya, mektubunu teslim etti.

Rowan’in, Garcia’ya mektubu götürebilmek için ne zorluklar atlattığını, ne tehlikeler geçirdiğini anlatmak gerekmez herhalde. Onun, ne denli kahraman bir asker olduğunu da anlatmaya gerek yok.
Ancak bir noktayı, çok önemsediğimiz bir noktayı, iyice belirtmek gerekir. ABD Başkanı’nın makam odasındaki olayı, ana çizgileriyle bir kez daha gözden geçirelim:

ABD Başkanı Mckinley, Garcia’ya teslim edilmek üzere Rowan’a bir mektup verdi. Ona yalnızca, “Bu mektubu Garcia’ya teslim ediniz” dedi. Rowan mektubu aldı, göğsüne bağladı, selamını verdi ve odadan çıktı.
Lütfen dikkat ediniz:

Rowan;
"Garcia nerede?" diye bir soru sormadı.
“Garcia kim?” diye bir soru da sormadı.
Yaptığı tek şey, kendisine verilen görevi almak oldu. Zaten kendisinden beklenen, onun da yapması gereken buydu.
Rowan, ülkesindeki her okula heykeli dikilebilecek ve yetişen tüm kuşaklara örnek olarak tanıtılabilecek bir ‘ölümsüz kahraman’dır. Fakat bugünün gençleri onun kahramanlığından çok, başka bir özelliğini örnek almak zorundadırlar. Rowan’in örnek alınması gereken özelliği, verilen görevi sadakatle kabullenmek, o görevi yerine getirebilmek için hemen harekete geçmek ve görevi eksiksiz tamamlayabilmek için tüm enerjilerini bir noktada toplamak disiplinidir.

Özetle, Garcia’ya gönderilecek mektubu almak, hemen götürmek için yola çıkmak ve mektubu Garcia’ya teslim ederek görevi kendinden beklenildiği güven düzeyinde tamamlamak sorumluluğu ve terbiyesidir.

General Garcia simdi yaşamıyor, fakat yeryüzünde başka Garcia’lar var. Ve o Garcia’lara gönderilecek başka mektuplar var. Çevremize baktığımızda ise, genellikle güçsüz, isteksiz, gönülsüz ve umursamaz kişilerle karsılaşıyoruz.
Yönetici olarak görev yaptığınız iş yerinizde, varsayın ki altı yardımcınız var. Bunlardan birini çağırın ve kendisinden şöyle bir istekte bulunun:
  -  
“Lütfen benim için ansiklopediye bakıp, Corregio’nun yaşamına ilişkin özet bir bilgi hazırlayın”.
Yardımcınız size, “Peki, efendim” deyip, bu görevi yapmaya hemen gidecek mi?
Boş yere umutlanmayın. Herhalde böyle bir şey yapmayacak. Donuk bir ifadeyle yüzünüze bakacak ve size, şu sorulardan birini ya da birkaçını soracaktır:
- 
“O kimdir?”
- 
”Hangi ansiklopediden bakayım?”
- "
Fakat bu görev benim sorumluluk alanıma girmiyor ki, efendim...”
-  
”Bismarck’ın yasam öyküsünü istemiyorsunuz, değil mi?’
”Bunu benden daha kıdemli bir arkadaş yapsa daha iyi olmaz mı, efendim?”
-  
“Yaşamı hakkında bilgi istediğiniz bu kişi halen yaşıyor mu, yoksa ölmüş mü, efendim?”
-  
“Acelesi var mi, yoksa elimdeki isi bitirdikten sonra yapsam olur mu?”
- 
“Ben ansiklopediyi bulup getirsem olur mu, yoksa oradaki bilgiyi aynen kopya çekmemi mi istersiniz?”
- 
”Bu kişinin yaşamını niçin öğrenmek istiyorsunuz, efendim?”
-  ”Onun yasam öyküsünde neyi vurgulamamı istersiniz?”
 

Siz tüm bu soruları büyük bir sabırla yanıtlayıp, kendisinden bu bilgiyi niçin istediğinizi, onun bu bilgiyi nereden, nasıl bulacağını tane tane açıkladıktan sonra bile çalışma arkadaşınız, hiç kuşku yok ki, kendi bölümüne gidecek ve kendi yardımcıları arasında ‘Garcia’ya Mektup’u götürecek bir kişiyi aramaya çalışacaktır.
Bir bilgisayar kullanıcısı ilanı için başvuranların onda dokuzu, ne imla kurallarını, ne de noktalama işaretlerini kullanmayı bilir. Daha da kötüsü, başvuruda bulunduğu iş için bunların “olmazsa olmaz” kurallar olduğunu aklına bile getirmez. Böyle bir kişi, Garcia’ya mektup götürebilir mi?

Benim yüreğim, evde olduğu zaman da, işten uzakta olduğu zaman da işini yapan adamdan yanadır.

Garcia’ya götürmesi için kendisine verilen mektubu alıp, cebine koyan, fakat aptalca sorular sormayan adamdan yanadır. Uygarlık, işte bu çaptaki kişiler için uzun ve biraz da sıkıntılı bir soruşturma dönemidir.

Dünya, işte bu çaptaki kişilerin sorumluluk bilinci ve iş terbiyeleriyle ayakta duracaktır. Tüm insanlık, gelişimini biraz daha hızlandırabilmek için, tüm gücüyle, işte bu bilinç ve bu terbiyedeki, bu çaptaki kişiler için haykırıyor:

“Her yerde, en kısa sürede Garcia’ya mektup götürecek kişilere her zaman ihtiyacımız var...”
 

Herkes Yalnızca Elinden Geleni Yapar

Serin bir bahar günü bir çiftçi tarlasını sürüyordu. Bu arada yerde sırtüstü yatmakta olan bir serçe görmüş. Tarlasını sürmeyi bırakmış. Eğilip serçeye bakmış ve sormuş:

-  
"Neden böyle sırtüstü yatıyorsun?"
Serçe çiftçiye:

-  
"Bugün gökyüzünün yere düşeceğini işittim" diye cevap vermiş.
Bunun üzerine yaşlı çiftçi gülmüş ve;

-  
"Sanırım minik bacaklarınla gökyüzünü tutmaya çalışıyorsun, değil mi?" deyince, minik serçe şöyle karşılık vermiş:

-  
"Herkes yalnızca elinden geleni yapar".

Kainatta herkesin ve her şeyin yeri ayrı. Sen de buradaysan senin de bir yerin ve değerin var. Sana düşen, yerini ve değerini bulmaya ve anlamaya çalışmaktır.
 

Sorumluluk bilinci, disiplin sayesinde güçlenir, disiplin ölçüsünde üretkenliğe katkı sağlar.
Disiplinin yakıtı moraldir. Moral olmadan da sorumluluk duygusu taşınamaz. Moral, dayanma gücü, direnç, istek, coşku ve benzeri duyguların bir demetidir. Disiplin, hem faaliyetin hem bu faaliyete katılanların güvenliğidir. Disiplin, her türlü iç ve dış etki ve baskı altında ana amaçlardan ve hedeflerden sapmadan yürümektir. Disiplini sağlayan şartların temelinde sorumluluk duygusu yatar. Hiç kimse üzerinde tam olarak sorumluluk duymadığı bir faaliyete tam olarak katkı sağlamaz. Biz, ne zaman ailemize duyduğumuz sorumluluğumuz ölçüsünde toplumsallaşma konusunda duyabileceğiz?

Belli ki, sorumluluk almadan yakın çevremiz için söylediklerimiz gerçekleşmeyecek. Yoksa, bunları sadece söylemiş olmak mıdır amacımız?
Bir kenarından tutmayacağımız bir faaliyetten söz etmemek de medeni bir davranış sayılmalıdır. Bu anlayışla en azından yalancı da olmayız. Hatta bunların aşırılığında ukalalıktan söz edilmektedir.

Biz, şimdilik bizim Garcia’larımızı ve serçelerimizi arıyoruz, karınca misali.
 
 
< Önceki   Sonraki >

Akçaköy Kültür - Dayanışma ve Kalkındırma Derneği ® 2007 .
Powered by Gülnet İnternet Hizmetleri